| Zirve |
|
|
| İbrahim KÖKLÜ tarafından yazıldı. |
| Pazartesi, 03 Kasım 2008 10:49 |
|
Günlük yaşantımızı sürdürürken, uyurken, yemek yerken, yürürken hatta koşarken, iş yaparken, dinlenirken, insan vücudunda bazı koşulların yerinde olması gerekir. Bu koşul, elbette ki kişinin ruhen ve bedenen tam sağlıklı olmasıdır. Sağlığın değerini, sağlığını kaybedenler daha iyi bilirler. Şüphesiz ki Allah, bu bedeni bize emanet etmiş ve zamanı geldiğinde bizden alacaktır. Bize emanet edilen bu bedeni korumak ve sağlıklı şekilde taşımak, bizim Allah?a karşı görevlerimizdendir.
Bir gün, parkta otururken, bir kurumda birlikte çalışmış olduğum ve emekli olmuş bir abimizle karşılaşmıştım. Adı Ali Osman. Daha önce onu, emekliliğinin ilk yıllarında gördüğümde, oldukça göbekli ve şişmandı. Parkta karşılaştığımda ise, göbek yok olmuş, şişmanlıktan eser kalmamıştı. Ali Osman'a nelerle meşgul olduğunu sorduğumda, emekliliğin tadını çıkardığını, sık sık Denizli'nin dağlarında yürüyüş yaptığını, şehir içinde araç kavramını hayatından çıkardığını ve her yere yürüyerek gittiğini, hatta az sonra bulunduğumuz yerden 3-4 km uzaklıktaki evine yürüyerek gideceğini, belediye otobüsüne binmeyeceğini söylemişti. Ali Osman, dağ yürüyüşlerine istersem benim de katılabileceğimi söylemişti.. Fena bir fikir değildi. Zaten ben, doğal güzelliklerle bezenmiş bir köyde doğan ve çocukluğunu orada geçirmiş, doğa aşığı biriydim. Bana dağ yürüyüşlerini aşılayan kişi, Ali Osman?dır. Dağ yürüyüşü için gerekli malzemeleri almıştım, fakat dağ yürüyüşünü yapmak o yıl kısmet olmamıştı. Ertesi yıl, Ali Osman, bir hafta sonu dağ yürüyüşü için beni aramış ve o günden beri takılır olmuştum Ali Osman?nın peşine. Her seferinde sorardım kendisine, ?Bu sefer hedef neresi?? diye. ?Sabahleyin sen gel hele , düşünürüz o zaman? derdi. Hiçbir zaman öğrenemezdim önceden, nereye gideceğimizi. Yine de bir ipucu verirdi bana. ?Fazla su alma yanına, yük olur sana? dediyse, anlardım ki, yolumuz üzerinde su pınarları çok . ?Yanına fazla su al, eksik etme? derse, anlardım ki, yolumuz üzerinde su pınarları kıt. Ertesi sabah, bir gün önce kararlaştırdığımız buluşma noktasında bir araya gelir, orada söylerdi o günkü hedefimizi. Her seferinde, başka bir arkadaşını alırdı yanına, üçüncü kişi olarak. Ben de, onun sayesinde her seferinde farklı kişilerle tanışma fırsatını bulurdum. Önce, çıkacağımız dağın yakınındaki en son yerleşim yerine, araçlarla ulaşır, o yerleşim yerinden başlardı, bizim dağ yürüyüşlerimiz. Rehberimiz olurdu Ali Osman, ama ilginç bir yönü vardı aynı zamanda. Denizli'nin dağlarını avucunun içi gibi bilir, fakat vadilerin, derelerin, platoların ve dağ zirvelerinin adlarını pek bilmezdi, kendisinin gayet iyi bildiği patika yollardan götürürdü bizi. ?Ya bismillah? der, patika yollara koyulurduk. Kendimizi koparırdık, şehrin gürültüsünden, kirli havasından, stresinden. Bırakırdık kendimizi doğanın kollarına. Ali Osman ?Bakın etrafınıza, sindirin doğayı içinizde, görmek kısmet olmaz belkide bir daha.? derdi . Haklıydı bir bakıma, o gün için sağlıklıydık, ama yarın ne durumda olacağımızı sadece Allah biliyordu. Bir başka olurdu, ağaçların altındaki humuslu toprakların kokusu, rüzgarın etkisiyle dans eden ağaçların görüntüsü. Kuş sesleri ve rüzgarın sesi, sanki kulağımızda bir melodi. Patika yolların kenarlarındaki dağ çiçeklerinin kokusu, sanki burnumuzda bir misk-i amber kokusu. Bazen Ali Osman, karşı dağlara haykırır ?Ahmet, Mehmet? diye, sanki birilerini çağırır gibi. Sonra, ben de eşlik ederdim ?Ali, Osman? diye. Karşı dağlardan yankılanır, tekrar kulaklarımıza gelirdi kendi haykırışlarımız. Karşı dağlardan yankılanan bu haykırışlarımız, sanki bizim seslerimiz değil, doğadaki özgürlüklerin sesleriydi. Fazla yorgunluk vermezdi bize dağ yürüyüşleri. Şevk verirdi bize, doğanın ihtişamı. Zirveye yaklaştıkça, bambaşka duygular kaplardı içimizi. Attığımız her adım, Yaradana bir adım daha yaklaştırıyordu sanki bizi. Böbürlenmek mi? Hayır, asla. Bilakis, zirveye ulaşıp, kendi etrafımızda dönüp bakınca çevremize; Yüce Yaradanın, yaratma vasfını gösteren yüksek dağların ihtişamı, biz insanoğlunun acizliğini ortaya koyuyordu. Ve zirvede Allahuekber deyip, Allah?a şükür duası ediyorduk. Bir dağcı arkadaşımız, zirveye ulaşan bazı dağcıların, iki rekat şükür namazı kıldığından bahsetmişti. Hep merak etmişimdir, dünyanın zirvesi Everest tepesine ulaşan dağcıların duygularını. Acaba Everest tepesindeki dağcıların duyguları, dünyaya hükmetmek midir, yoksa Allah?a şükretmek midir? Ali Osman, her zirveye ulaştığımızda , ?Nice insanlar var ki, buralara gelmek isteyipte, kimi kalp, kimisi ise akciğer hastası, kimi felçli, kimisi ise bedensel özürlü oldukları için, onlara buraları görmek kısmet olmamaktadır.? derdi. Zirvedeyken, en büyük nimetin ve servetin, sağlık olduğunun farkına daha iyi varıyordu insan. Her seferinde ?Buralarda para geçmez, her şey bedava? derdi, Ali Osman. Yetiyordu bize, işittiğimiz kuş sesleri ve rüzgarın sesi. Yetiyordu bize, teneffüs ettiğimiz temiz hava, içtiğimiz pınarların berrak suyu ve gördüğümüz muhteşem manzara. ?Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi? dememiş miydi, Kanuni Sultan Süleyman. Bu duygular içinde inerdik hep, zirvelerden aşağı. Tekrar sağlıklı bir şekilde buluşmak ve yeni zirvelere doğru yürümek dileğiyle, ayrılırdık birbirimizden. |
| Son Güncelleme: Salı, 04 Kasım 2008 15:57 |
Yorumlar