Doğal Güzellikleriyle Yukarı Gökdere Yazdır e-Posta

Eski Isparta valimiz Sayın Halil İbrahim Daşöz, Yukarı Gökdere'yi hep İsviçre kasabalarına benzetir, ve pek çok yönüyle köyümüzün İsviçre kasabalarından daha üstün olduğunu belirtirdi. Gerçekten de köyümüz, gerek sosyo-ekonomik kalkınmışlığı, gerekse özel konumu ve uzun yıllardır koruna gelen doğal güzellikleriyle ülkemizin örnek köylerinden birisidir. Bir gün Yukarı Gökdere'ye yolunuz düşer de yaşlı birisine Kocapınar'ı sormaya kalkarsanız, alacağınız cevap, "Oğlum buradan doğru Yangalak'a git, Yangalaktan sağa dön, ileride Kocapınar'ı görürsün" olacaktır..Yangalak ne acaba diye merak ettiyseniz, bizi okumaya devam etmeniz gerekiyor. Kocapınarı ise pek çoğunuzun bildiğini varsayıyoruz ama yine de "bilenler bilmeyenlere öğretsin" demiyor, ve bilmeyenler için Kocapınarı kısaca tanıtmak istiyoruz.. Geniş çim alanı, buz gibi kaynak suları ve asırlık söğütleriyle Kocapınar, Isparta'nın en güzel mesire yerlerinden biridir. On yıl öncesine kadar, her yıl düzenlenen yağlı güreş festivalleriyle tanınmıştır bu mekan. Kocapınar, Isparta'nın değişik yerlerinden pikniğe akın eden kafileler bir yana, Antalya'nın sıcağından bunalıp yaylalara kaçan insanlar için de bulunmaz bir tatil mekanı olmuştur. Yaz ortalarında çadırları ile gelen Antalya'lılar, güz başına kadar Kocapınar'da tatil yaparlar. Konum olarak köy yerleşim merkezine çok yakın olması, tatile gelenler için ayrı bir kolaylık sağlamaktadır. Ayrıca, pikniğe gelen misafirler, muhtarlığın işlettiği lokantadan canlı alabalık, günlük taze et ve her çeşit piknik malzemesi temin edebilmektedirler. Bütün bunlar bir yana, bir söğüdün gölgesine kurulup, yanıbaşınızdan akan soğuk suyun serinliğinde suyunu akıta akıta meşhur Gökdere şeftalisini yemenin lezzeti bile Kocapınar'a gelmek için yeterli bir sebeptir. Bir kez deneyince hiç de abartmadığımızı göreceksiniz..  Yukarı Gökdere'ye giriş, köyün güney kısmında kalan iki tepenin arasındaki 'Yangalak Kapısı' dediğimiz bir geçitten sağlanmaktadır.Yangalak Kapısından girince, sağlı sollu size eşlik eden çınar ağaçlarını görürsünüz. Önünüzdeki geniş alan içinde kurulmuş olan köy evleri, evlerin arasındaki yemyeşil düzlükler ve karşınızda yeşilin her tonunu göz zevkinize sunan tepeler, şimdiden sizi mest edecektir. Tepelerin eteklerindeki çam ve meşe ağaçları, köy içindeki servi, kavak, çınar gibi ağaçlarla adeta iç içe geçmiştir. Yükseklere doğru çıkıldıkça çam ağaçlarıyla beraber ardıç,katran,sedir,meşe gibi ağaçlar da gözlenir. Köyün sırtını verdiği tepelere çıkıp aşağıya baktığınızda gözünüze ilk çarpan şey, doğal bir göl edasıyla ormanın içinden kıvrılan sulama göletidir. Yukarı Gökdere'nin güzelliğine güzellik katan bu gölet, ormanın ovayla kucaklaşmasını adeta bir renk cümbüşüne çevirmiştir. Başınızı biraz daha kaldırınca, dağların arasından nazlı bir gelin gibi kıvrılarak sizi kendine çağıran Kovada Gölünü görür ve yüreğinizin en ıssız kuytularında unuttuğunuz duygularınızın kıpırdaştığını hissedersiniz. İşte şimdi yanık bir türkü tutturup yaylalara yol almanın vaktidir..  Yayla yolu boyunca, bir yandan önünüzden kaçışan sevimli sincapları sayarken bir yandan da burnunuza gelen kekik kokularıyla mest olur ve içinizin yaşama sevinciyle dolduğunu hissedersiniz..Köyümüzün en büyük yaylası olan Beşkuyu'ya varmadan önce, Kasnak Ormanı'na mutlaka uğramanızı, hatta Koca Kasnak'ın gölgesinde oturup afiyetle çaylarınızı yudumlamanızı tavsiye ederiz. Kasnağın girişinde, "oniki kardeşler" selamlayacaktır sizi. Ormanda ilerledikçe, bazen kendinizi yağmur ormanlarındaymış gibi hissedip ürperecek, bazen de rengarenk kelebeklerin etrafınızda uçuştuğunu görüp hayran kalacaksınız. Ama her halükarda, eşine az rastlanır bir doğa harikasının içinde olmanın hazzını yaşayacaksınız. İsterseniz, Kasnak Ormanı hakkında biraz daha detaylı bir bilgi verelim:

 

 Kasnak Ormanı, Yukarı Gökdere Köyü'nün yerleşim merkezine birkaç kilometre uzaklıkta, 2500 hektarlık bir alana yayılmıştır.1987 yılında Çevre Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nce sit alanı olarak ilan edilen ve koruma altına alınan bu endemik orman, dünyadaki en geniş Kasnak Meşe'si Ormanı durumundadır ve bugüne kadar köylünün gayretleriyle korunagelmiştir. Gerek eşsiz doğal güzelliği, gerekse içinde barındırdığı çok çeşitli yabani hayvan ve zengin kelebek türleriyle Kasnak Ormanları, halen turistlerin yoğun ilgisini çekmekte fakat, tanıtım ve tesis yokluğu nedeniyle bu büyük turizm potansiyeli yeterince değerlendirilememektedir. Birkaç yıl önce projesi hazırlanan fakat yüksek maliyet nedeniyle askıya alınan Davras Kayak Merkezi-Kasnak Ormanı karayolu ve telesiyej hattı projesi hayata geçirildiği takdirde, Kasnak Ormanı, beş kilometre güneyindeki Kovada Gölü Milli Parkı ve 20 Kilometre güneyindeki Yazılı Kanyon Milli Parkı ile doğrudan Davras Kayak Merkezi'ne bağlanacak ve böylece yöreye Antalya'nın sahil turizmini yayla turizmiyle tamamlayan ve zenginleştiren müthiş bir turizm havzası kazandırılmış olacaktır.  Kasnak'tan biraz daha yukarılara doğru çıkarsanız, Köyümüzün en büyük yaylası olan, Beşkuyu'ya varırsınız. Tepelerin arasındaki iki geniş alandan oluşan Beşkuyu, adını, içindeki beş adet kuyudan almaktadır. Yazın en sıcak günlerinde bile dişlerinizi sızlatacak kadar serindir Beşkuyu'nun suları.. Suyun saflığından olsa gerek, bu sulardan demlenen çayların da tadına doyum olmaz. Odun ateşinde demlenen çaylarınızı yudumlayıp şöyle bir saatlik bir uykuya daldınız mı üzerinizdeki bütün yorgunluğun kaybolup gittiğini görürsünüz. Bu tatlı uykunun ardından Gözleğe çıkıp kendinizi Boğazova'nın güzelliğine ve üfül üfül esen yayla rüzgarına teslim edebilirsiniz artık.. Beşkuyu'dan bahsederken "gıncırık"tan bahsetmeden geçmek olmaz. Yaklaşık bir buçuk metre yükseklikteki bir direk üzerinde, dönerek alçalıp yükselen bir nevi tahteravalli olan "gıncırık", eskiden beri büyük küçük herkesin eğlence kaynağı olmuş, ve artık beş kuyuyla bütünleşmiştir. Size garip gelebilir ama, eminiz şu an bu satırları okuyan pek çok Gökdereli, gıncırığın daha kolay dönmesi için annelerinden kaçırıp gıncırığın göbek kısmına koydukları tereyağlarını ve dönerken iyi ses çıkarsın diye kullandıkları odun kömürlerini hatırlayıp içli bir tebessüme geçmiştir bile..  Bu arada, Beşkuyu ve burada sadece ismini saymakla geçebileceğimiz, Köklü, Karagöl, Almaağacı, Ala, Çavuşalanı, Sinneli, Kavakalanı ve Belkuyu gibi Gökdere yaylalarının, Yukarı Gödereliler için anlatılması güç, burada anlatılanlardan çok daha derin şeyler ifade ettiğini belirtmek isteriz. Eminiz bu satırları okurken nice Gökdereli, çok çok gerilere, hayatının, o en masum ve en yaşanılası bulduğu dönemine, çocukluğuna, belki ilk gençlik çağına dalıp gitmiştir de bizim şu an ifade edemediğimiz pek çok acı tatlı anıyı, yüreğinde ince bir sızı duyarak anımsamış ve şöyle derinden bir "hey gidi günler heey" deyip iç geçirmiştir. Bu durumu, insanın mekanla bütünleşmesi olarak da algılayabilirsiniz.. Gökdereli'ye "Almaağacı, Sinneli, Beşkuyu, Yaz boyu yeter hem karı hem suyu, Ala sürüye verip hayı huyu, Kır yamaca sürmemize ne kaldı? Kekik mi desem boz çalba mı desem, Türüm türüm gelir her ne yesem, Gözleğe çıkıp bir türkü söylesem, Yankı yankı varmamıza ne kaldı? Çoban kuşu bir gün ayrılık söyler, Acıyavşan goyaklar matem eyler, Neşeli gıncırıklar o gün neyler, Taşı bağıra sarmamıza ne kaldı" dedirten de bu bütünleşme olsa gerek..

Son Güncelleme: Pazartesi, 27 Ekim 2008 19:28